Elhamra'nın temel mimari karakteri, Sabika Tepesi'ni çevreleyen surlar ve kuleler ile bu savunma hattının içinde gelişen zarif saray mekânlarının birlikteliğine dayanır. Dıştaki masif duvarlar, askeri işlevi ve kentin güvenliğini temsil ederken; içerdeki avlular, salonlar ve bahçeler sultanın gündelik hayatına, temsil törenlerine ve diplomatik kabullerine ev sahipliği yapar.
Malzeme kullanımı, hem yerel kaynaklara hem de iklime uyum arayışına dayanır. Taş ve tuğla, taşıyıcı duvar ve kulelerde; alçı ve ahşap, iç mekân süslemelerinde; seramik ve çini ise hem zemin kaplamalarında hem duvar yüzeylerinde kullanılır. Bu hafif malzemeler, statik yükü azaltırken, zengin bir renk ve desen paleti sunar.
Elhamra mimarisi, "iç-dış" geçişlerini yumuşatan ara mekânlara büyük önem verir: revaklar, eyvanlar, yarı açık galeriler, su kanalları ve gölgeli pergolalar, ziyaretçiyi sürekli olarak farklı iklim ve ışık atmosferleri arasında dolaştırır. Böylece mimari, yalnızca duvar ve çatılardan ibaret olmaktan çıkar; ışık, su, bitki ve sesle birlikte çok duyulu bir deneyim üretir.
Bu bütün, Nasrid estetiğinin temel ilkelerini yansıtır: ölçekte mütevazılık, süslemede yoğunluk, ışık-gölge oyunları, suyun hem işlevsel hem sembolik rolü ve yazının mimarinin ayrılmaz bir parçası hâline getirilmesi. Elhamra bu yönüyle, İslam mimarlık mirasının en rafine örneklerinden biri olarak kabul edilir.